O gün bana doğru bir adım atsaydın, belki aramızdaki uzaklık bu kadar büyümeyecekti. Kalabalığın içinde yalnızca bir an durup beni fark etseydin, içimde günlerce sürecek bu sessizlik başlamayacaktı. Sen yoluna devam ettin; ben ise geride bıraktığın o kısacık anın içinde kaldım. Sana söylemek istediğim çok şey vardı. Fakat kelimeler, insanın en fazla ihtiyaç duyduğu anda susmayı seçiyor. İçimde sana doğru uzanan nice cümle vardı; hiçbiri sesime ulaşamadı. Belki sen de bir şey söylemek istedin, belki de benim yüklediğim anlamların hiçbirini taşımıyordun. Bunu bilmemek, yokluğundan daha ağır geliyor.
Şimdi gecenin içinde seni düşünüyorum. Saatler ilerliyor ama içimdeki bekleyiş aynı yerde duruyor. Sanki yönünü kaybetmiş bir yolcu gibi hangi tarafa dönsem sana çıkmayan yollarla karşılaşıyorum. Geri dönmek istesem ardımda bıraktığım yer silinmiş, ilerlemek istesem önümdeki işaretler kaybolmuş gibi. Gökyüzünde ışıklar çoğaldıkça içimdeki karanlık derinleşiyor. Herkes için sıradan olan bu saatler, bana senden kalan eksikliği hatırlatıyor. Bir ses duysam sen sanıyorum; uzaktan bir gölge geçse dönüp bakıyorum. Oysa gelen yok. Beklediğim kapı açılmıyor. Belki o gün yalnızca bir anlığına bana dönseydin, bu kadar cümle birikmeyecekti içimde. Belki tek bir sözün, gecenin bütün ağırlığını omuzlarımdan alacaktı. Bazen insan büyük mutluluklar istemiyor; yalnızca unutulmadığını bilmek istiyor.
Sen bilmiyorsun ama yokluğun yalnız bulunduğun yeri boş bırakmıyor. Geçtiğin sokaklara, sustuğun cümlelere ve gecenin en tenha saatlerine yayılıyor. Ben seni bir yerde değil, her şeyin eksik kalan tarafında arıyorum. Bu gece yine sana ulaşamayacağımı biliyorum. Yine de içimde küçük bir ihtimal saklıyorum. Belki aynı gökyüzünün altında sen de bir an durur, sebebini bilmeden beni hatırlarsın. Belki o zaman aramızdaki uzaklık biraz olsun azalır. Çünkü bazı insanlar gittiklerinde kaybolmazlar. Görünmedikleri hâlde insanın içinde yaşamaya devam ederler. Sen de bende öyle kaldın… Vesselam.
















