Bazen gönül verildiğinde İzmir’in en çıkmaz sokağına, tuhaftır ve bilinmez nedendir, yol bitmesin istenir. Halbuki yol bir yere gitmez. O bir beklemek biçimidir. Ne kadar beklersek bekleyelim hiç kimse gelmez o yoldan. Beklemek, bir özlemek biçimidir. Özlemek bazen çok yüksek sessizliklerde olabilir. Zira sesi çıkmaz ağlayanın, zamanla kısılır bağıranın. Bağırmak, hızlı bir susmak biçimidir.
Yol hiçbir yere çıkmaz, bu da bir kaybolmak biçimidir. Kaybolmak arıyor olmanın delaletidir. Demek ki kaybolmadan yol bulunmaz. Öyle ki kaybedilen avuçtakinden çok daha kıymetlidir. Kaybetmek bir alışkanlık biçimidir. Devam edilir o çıkmaz yol üzere yola ama ömür yoldan önce bitebilir. Yani yol hayatta ilerleyiş biçimidir. Kimisi duvarlarındaki yazılara takar kafayı: “Sevda kuşun kanadında”, “Kahrolsun emperyalizm”, “Seni çok seviyorum kül kedisi” vb. Kimisi kafasını kaldırır gökyüzüne bulutları görür, önüne kördür. En güzeli de budur belki. Farkında olmadan sokak uzar gider. Çünkü yolu değil gökyüzünü takip eder.
Sonra bir çift gözle karşılaşır. Görene özgü bir bal renginde. Bal şekerli bir alerji biçimidir. Enerjiyi de almışsa kişi gittikçe hızlanır sevdasında. Ancak hız yapılmaz sevdada, ayrılığa girersin. Ayrılık bir delirme biçimidir. Ya yerinde duramazsın ve yer kabul etmez seni omuzlarına. Yani her hâlükârda arar durursun o çıkmaz sokağı. Zamanla diğerlerine benzeyecek derler bir gurup çok bilmiş enayi, bu bir kabulleniş biçimidir. Kişi biraz da aklı başındaysa durduğu yerden sevmenin en zararsızı olduğunu keşfedecektir sevmeklerin. Bu bir aydınlanma biçimidir.
Uzun bir süre sabredenler o çıkmaz sokağın duvarlarını yeniden boyayabilme hakkını elde ederler. Bu da bir kavuşma biçimidir. İşte o sokak kimisi için ailesi, kimisi için mesleği, kimisi için sevgilisi veya hepsidir. Bu da bir tercih biçimidir.
Herkesin çıkmaz sokağı kendi kalbine varmaktadır. Bu, bir aynanın içerisinde kaybolmak biçimidir…
En güzel hikâyemin “kül kedisine”

















