Osmanlı bu burcu, elinde testisiyle kuyudan su çeken bir insan olarak resmetti. Belki de o yüzden Kova; herkesin suyunu dolduran ama kendi susuzluğunu kimsenin fark etmediği biridir.
Bir düşünsenize, elinde bir testi var ve kuyunun başındasın. Suyu çekiyorsun, testiyi dolduruyorsun, sonra bir başkasına götürüyorsun. O içiyor, diğeri içiyor, bir başkasının testisini dolduruyorsun ama sen ne zaman su içtin, onu kimse sormuyor. İşte bana göre Kova’nın hikâyesi tam da burada başlıyor. Ben de bir Kova’yım ve belki de bu yüzden bu sembol bana fazlasıyla tanıdık geliyor. Kova insanının böyle garip bir tarafı var; herkesin neye ihtiyacı olduğunu fark ediyor ama kendi ihtiyacını bazen en son fark ediyor. Birinin derdi varsa dinliyor, birinin aklı karışıksa yol gösteriyor, birinin canı yanıyorsa yanında oluyor ama kendisi yorulduğunda çoğu zaman “Ben iyiyim.” deyip geçiyor.
Kova’ya soğuk derler ya, ben buna pek katılmıyorum. Kova soğuk değil, biraz seçici bence. Herkesle konuşabilir, herkesin yanında olabilir ama herkesi kendi dünyasına sokmaz. Çünkü kafasının içinde bambaşka bir dünya vardır. Dışarıdan sakin görünen Kova’nın içinde bazen fırtınalar kopar, kimsenin haberi olmaz. Belki de bu yüzden kalabalığın ortasında bile yalnız kalabilir. Yanında onlarca insan vardır ama kendisini gerçekten anlayan birini bulmakta zorlanır.
Şimdi gelelim Osmanlı tarafına… Osmanlı’da gökyüzü ve yıldızlar öyle sıradan bir merak değildi. Sarayda müneccimler görev yapıyor, yıldızların ve gezegenlerin hareketleri takip ediliyor, takvimler hazırlanıyor ve bazı önemli işler için uygun zamanlar gökyüzüne bakılarak hesaplanıyordu. Buna ilm-i nücûm deniyordu. Bugünkü anlamıyla sadece burç yorumundan bahsetmiyoruz tabii, astronomiyle astrolojinin iç içe olduğu bir anlayıştan söz ediyoruz. Osmanlıca kaynaklarda Kova burcunun adı Delv olarak geçiyor ve gökyüzündeki tasvirinde elinde su kabı bulunan bir insanla anlatılıyor.
Beni asıl düşündüren şey ise tam da burası. Kova’nın elinde su var ama kendisi su burcu değil, hava burcu. Yani sanki kendi suyunu değil, başkasının suyunu taşıyor. Belki de Kova’yı anlatan en güzel sembol bu. Başkasının susuzluğunu gidermek için kuyudan su çekmek ama kendi susuzluğunu unutmak…
Osmanlı sarayını düşündüğümde bu görüntü daha da anlamlı geliyor bana. Haremde yaşayan cariyeler, kalfalar ve ustalar vardı. Saraya gelen cariyeler çeşitli eğitimlerden geçiriliyor, saray düzeni içerisinde farklı görevler üstleniyor, zamanla kalfa veya usta olabiliyorlardı. Bazıları yıllar sonra saraydan ayrılıyor ve evlenerek bambaşka bir hayata başlıyordu. Yani o büyük sarayın içerisinde herkesin dışarıdan görünen bir görevi vardı ama içlerinde taşıdıkları hayatı kimse tam olarak bilemezdi.
Bir cariyeyi düşünün mesela; gün boyunca başkalarının ihtiyaçlarıyla ilgileniyor, bir yere su götürüyor, başka bir iş için koşturuyor, sofraya yardım ediyor ve akşam olduğunda yine görevini tamamlıyor. Belki de içinde özlediği biri var, belki de sarayın dışında nasıl bir hayat yaşayacağını hayal ediyor, belki de kimseye anlatamadığı bir kırgınlığı var. Ama dışarıdan bakıldığında sadece görevini yapan bir kadın görülüyor. İşte Kova’nın hikâyesi de bana biraz bunu hatırlatıyor. İnsanlar Kova’nın ne yaptığını görüyor ama içinde ne taşıdığını her zaman göremiyor.
Belki de burçların yüzyıllardır insanları bu kadar meraklandırmasının sebebi de bu. İnsan gökyüzüne bakarken aslında biraz da kendisini arıyor. Osmanlı’da müneccimler yıldızlara bakıp zamanları, gezegenleri ve burçları yorumlarken insanlar gökyüzünün kendi hayatlarına ne söylediğini merak ediyordu. Bugün biz farklı bir dünyada yaşıyoruz ama soru aynı aslında; “Ben neden böyleyim, beni ben yapan ne?” Kova’nın elindeki testi de bana göre bu sorunun güzel bir sembolü.
Çünkü Kova sadece özgürlüğüne düşkün, farklı düşünen ve kendi bildiğini yapan bir burç değil. Aynı zamanda çevresindeki insanların hayatına dokunan, onların derdini dinleyen, fikir veren ve gerektiğinde kendinden veren bir tarafı var. Ama bunun karşılığında kendi içindeki yorgunluğu her zaman göstermiyor. Herkesin suyunu doldururken kendi testisinin boşaldığını fark etmiyor bile.
Kova burcunda aslında su yok… Su taşıyan bir insan var. Herkesin susuzluğunu gideren ama kimsenin onun susuzluğunu fark etmediği bir insan. Belki de Kova’yı anlamak için sadece gökyüzüne bakmak yetmiyor, o kuyunun başında duran insana da bakmak gerekiyor. Çünkü herkes suyu görüyor ama çok az kişi suyu taşıyan insanın ne kadar susadığını merak ediyor.


















