İnsan kalbinin en huzurlu yeriyle en karanlık zindanı arasında bir yerde durur bazen.
“Nasıl yani?” diye soranlarınız olacaktır.
Birine güvenmek; yalnızca sözlerine inanmak değildir. Davranışlarına, yapabildiklerine, yapabileceğini söylediği şeylere de soru işareti koymadan inanabilmektir. Yanında yürürken sürekli arkanı kontrol etmemek, dostluğunu, sevgini, hatta kalbini bir başkasına emanet edebilmektir.
Ve sanırım güveni bu kadar kıymetli yapan da tam olarak budur: İnsanın kendini korumayı bir süreliğine bırakabilmesi.
Şüphe duymadan yol almak kolay değildir. Çünkü güven, zihnin sürekli tetikte olma hâlinden vazgeçmesidir. “Acaba?” kelimesinin olmadığı bir alandır.
Peki ya bir gün yalanını yakaladığınız birine yeniden güvenmek?
İşte asıl mesele burada başlar.
Belki artık daha çok şeyi yerine getirebilir, daha fazla söz verebilir, hatta eskisinden daha özenli davranabilir. Ama zihniniz bir kez şüpheyi tanıdıysa, onu kapının dışında bırakmak kolay değildir. Çünkü artık yalnızca söylediği söze bakmazsınız.
Bir davranışın altında başka bir neden ararsınız. Bir cümlenin tonunu sorgular, suskunluğuna anlam yükler, geciken bir cevabı bile zihninizde defalarca çevirirsiniz.
Güven kaybolduğunda insan, karşısındakini değil; kendi zihnini dinlemeye başlar.
Belki de güvenmemek bir çeşit zihinsel kaçıştır. Güveni sarsan kişiden değil, onunla ilgili olumlu ihtimallerden kaçmaya başlarsınız. Çünkü yeniden inanmak, yeniden yanılma ihtimalini de beraberinde getirir.
Yıkılan bir kalenin hangi taşı onu yeniden eski heybetine kavuşturabilir?
İşte yıkılan güven duygusu tam olarak böyle hissettirir.
Artık hiçbir sözün şeffaflığından emin olamazsınız. En masum davranışın bile ardında bir sebep ararsınız. Çünkü bir zamanlar hiçbir şey düşünmeden inandığınız insan, size düşünmenin ne kadar yorucu olduğunu öğretmiştir.
Oysa güven varken hayat ne kadar da nettir. İnsanların cümlelerini didiklemek zorunda kalmaz, davranışlarını açıklamaya çalışmaz, sessizliklerinden anlam çıkarmaya uğraşmazsınız. Her şey olduğu gibidir.
Sonra bir şey olur.
Ve su bulanır.
Artık aynı yere bakarsınız ama aynı şeyi göremezsiniz.
Belki insanı en çok acıtan da budur: Güvendiği kişiyi kaybetmekten çok, onun yanında sahip olduğu o saf ve huzurlu hâlini kaybetmek.
Çünkü bazı şeyler kırıldığında yeniden yapılabilir.
Ama güven…
Bir kez çatladı mı, üzerine ne kadar güzel söz söylerseniz söyleyin, insan artık o çatlağın içinden bakar.
















