Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi fark etmeden sürekli sorgularız. Ne kadar başarılıyız ne kadar takdir edildik, başkaları bizi nasıl görüyor. Bütün bunlar kendimize verdiğimiz değeri belirliyormuş gibi hissettirebilir. Oysa yaşanan değersizlik hissi çoğu zaman kendi iç dünyamızda kurduğumuz değerle şekillenir.
Bu sistem genellikle bize çok eskiden eşlik eder. Çocuklukta nasıl sevildiğimiz ve kabul gördüğümüz, beklentiyi karşılama şartına bağlıysa yeterince iyi olursam değerliyim inancı gelişir.
Böyle bir sistemde kişi, kendini sürekli kanıtlamak zorunda hisseder. Çünkü değer duygusu dışarıdan beslendiği zaman kırılgan kalır. Bir eleştiri ya da bir reddedilme tüm değeri yıkabilir.
Duygularla kurduğumuz ilişki hayatımızda önemli bir yere sahiptir. Bazen yoğun bir üzüntü ya da yetersizlik hissi yaşadığımızda kendimizi tamamen değersiz hissedebiliriz. Oysa o an hissedilen duygu kim olduğumuzu belirlemez. Deneyimlediğimiz her duygu gelir ve geçer bu ayrımı yapabilmek dengede kalmamıza yardımcı olur.
Bu süreçte kendimize nasıl yaklaştığımız oldukça belirleyicidir. Zorlandığımız anlarda kendimize yüklenmek yerine daha şefkatli olabilmek. Hata yaptığımızda kendimizi cezalandırmak yerine bunun insan olmanın doğal bir parçası olduğunu kabul edebilmek. Tam da bu noktada, kendimizle kurduğumuz ilişki dönüşür.
Günlük hayatımızda attığımız küçük adımlar düşündüğümüzden çok daha anlamlıdır. İstemediğimiz bir şeye hayır diyebilmek ya da yorulduğumuzda dinlenebilmek. Bunlar sadece anlık seçimler değil aynı zamanda kendimize verdiğimiz değerin göstergesidir.
Kendimizi değerli hissetmek bir anda ulaşabileceğimiz bir nokta değildir. Daha çok her gün kurulan bir ilişki gibidir. Bazen zorlanırız bazen eski alışkanlıklarımız geri gelir. Ama her seferinde kendimize biraz daha yaklaşmayı seçtiğimizde kendimizle kurduğumuz bağ hep güçlü kalır.


















