Zaman başlangıcı olmayan en kadim katilidir kâinatın ve varlık sahasının. Zaman yan etkisi en çok çeşitli ilacıdır insanoğlunun kullandığı. Her şey zamanla oluyor, bir şeylerin zamanı doluyor veya bazı mutlulukların henüz zamanı gelmedi. Zaman kendince işliyor, biz bildiğimiz adıyla saniye diyoruz buna. Her saniyede 100 can veren zaman hiç ölmüyor ama çok kişinin canını alıyor saliselerle. Çoğu kişi yaşamak istediği hayatı yaşayamıyor, yanında olmak istediği kişinin aklında bile olamıyor. İşte burada devreye zamanın askerleri giriyor: Kelimeler… Gözle görülmeyen kelimeler gözle görülebilen kılıçlardan daha çok can yakıyor. Kılıçla bir insanın canı alınabiliyor ama kelimeler ile insan yaşan bir ölü formuna gelebiliyor. Zamanın bir diğer askerleri geliyor arka saflardan: Deliler… En büyük silahları yüzlerindeki gülüşleri; duru, sebepsiz, gayesiz ve hayret verici olmayan. Onlar zaman ilacını en çok kullananlardır. Ve son askerleri zamanın ellerinde ateşli silahlarla bağıra bağıra geliyorlar hayat meydanına: Vicdanlar… Kimi sızlayan, kimi sızlamayan, acıyan, acıtan, kanırtan, yıpranmış, yeniden imal edilmiş kimi… Vicdanlar… İşte onlar en tehlikesizleri. Eğer hayat meydanında yoklarsa bilin ki kapınızda nöbete durmuşlardır canınızı acıtmak üzere: İnsanlar…
Zamanın bizi nerelere getirdiğini ve bu noktaya kadar nerelerden geçirdiğini düşünün. Çok çeşitli mesleklere haiziz. Aşçı, Mühendis, Bilgi İşlemci, Kaptan, Emlakçı hatta daha da kötüleri; saki, konsomatris, s…. dansçısı, s…. işçisi…Birinci gruptakiler çoğu zaman eleştirirler ikinci gruptakileri ama unuturlar aynı zaman eleğinden geçtiklerini. Yani ezkaza veya hasbelkader veya talihsizler sonucu aynı delikten elenebilirlerdi. Yine unuturlar birinci gruptaki bazı kişiler, ikinci gruba dahil olanların etiket varisleridirler. Öyleyse sorum şudur her hâli ile güzel insana: Olmak mı istedik, istemeden mi olduk?
Görünmeyen yaraları olanlara…

















