İnsan, düşündüğünün aksine en çok zorluklarla değil, belirsizliklerle mücadele eder. Hayatta karşılaştığımız birçok güçlüğe zamanla uyum sağlayabiliriz. Bir kaybın ardından yas tutabilir, yeni bir işe alışabilir, ayrılıkların ardından yeniden ayağa kalkabiliriz. Fakat ne olacağını bilmediğimiz dönemler, zihnimizi çoğu zaman yaşanmış olaylardan daha fazla yorar. Çünkü insan zihni cevaplardan çok, cevapsız kalan ihtimalleri büyütme eğilimindedir.
Psikolojik danışmanlık sürecinde bunu özellikle sınav dönemindeki öğrencilerde, iş değişikliği yaşayan yetişkinlerde ya da önemli kararların eşiğinde duran bireylerde sıkça gözlemliyorum. Dikkat çekici olan, onları asıl zorlayan şeyin sonuçtan çok, sonucu beklemek olmasıdır. “Ya olmazsa?”, “Ya yanlış karar verirsem?”, “Ya beklediğim gibi gitmezse?” soruları zihinde tekrar ettikçe, kişi henüz yaşanmamış ihtimaller için bugünün enerjisini tüketmeye başlar.
Bunun önemli bir nedeni, beynimizin belirsizliği potansiyel bir tehdit olarak algılamasıdır. İnsan zihni tahmin edebildiği durumlarda kendini daha güvende hisseder. Kontrol edemediği alanlar ise kaygıyı besler. İşte bu yüzden bazen kesin ama olumsuz bir haber, uzun süre devam eden belirsizlikten daha kolay yönetilebilir. Çünkü belirsizlikte yalnızca olay değil, zihnin ürettiği onlarca senaryo da bizimle birlikte yaşar.
Ne var ki belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Hayatın en önemli kararları çoğu zaman yeterince bilgiye sahip olmadan verilir. Hangi mesleğin bizi mutlu edeceğini, bir ilişkinin yıllar sonra nasıl şekilleneceğini ya da attığımız bir adımın bizi nereye götüreceğini önceden bilmemiz mümkün değildir. Buna rağmen birçok insan, harekete geçmeden önce tam bir kesinlik arıyor. Oysa psikolojik olgunluk, bütün cevaplara sahip olmak değil; bütün cevaplara sahip olmadan da ilerleyebilmektir.
Danışmanlık odasında bazen şunu söylerim: Kaygının tamamen yok olmasını beklemek, denize girmek için dalgaların tamamen durmasını beklemeye benzer. O gün hiç gelmeyebilir. Cesaret, korkunun olmadığı anlarda değil; korkuya rağmen adım atabildiğimiz zamanlarda gelişir. Belirsizlik de böyledir. Onu yenmeye çalıştıkça büyütebiliriz; onunla yaşamayı öğrendikçe ise etkisi azalır.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur: “Hayatım gerçekten belirsiz olduğu için mi duruyorum, yoksa belirsizliğe tahammül etmekte zorlandığım için mi?” Bu iki soru birbirine benzer görünür ama cevapları bambaşkadır. Çünkü bazen bizi durduran şey hayatın kendisi değil, zihnimizin çizdiği ihtimallerdir.
Hayat hiçbir zaman tamamen net olmayacak. Her dönemin kendine özgü bilinmezleri olacak. Fakat insan, belirsizliği bir düşman olarak görmek yerine yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmeye başladığında, kaygısı da yavaş yavaş yön değiştirecektir. Çünkü huzur, her şeyi kontrol edebildiğimizde değil; kontrol edemediğimiz şeylerle yaşamayı öğrendiğimizde ortaya çıkar.
















